OYUNCULUK EĞİTİMİ- DERS 1 - SAHNEDE İLK ADIMLAR

OYUNCULUK EĞİTİMİ

DERS -1 : SAHNEDE İLK ADIMLAR

AKTÖRLÜK SANATI - Stella ADLER

Amerikan tiyatro tarihinin en önemli oyunculuk eğitmenlerinden biri ve Konstantin Stanislavski ile çalışma imkânı yakalamış tek Amerikalı oyuncu olan Stella Adler, oyunculuk anlayışında Stanislavski'nin takipçisi olarak yola çıkmış, fakat hem New York ve Holly ood'daki uzun oyunculuk kariyeri, hem de daha sonra tiyatronun ve sinemanın en önemli oyuncuları haline gelen öğrencilerini yetiştirdiği eğitmenlik kariyeri boyunca, kendi üslubunu geliştirmiş ve kendi efsanesini yaratmıştır.

Stella Adler, sadece Marlon Brando'nun değil, aynı zam anda Robert de Niro, Warren Beaty, Harvey Keitel, Henry Winkler, Matthew Modine, Martin Sheen, Roy Scheider, Vincent D'Onofrio, Mark Ruffalo ve Benicio Del Toro, Elaine Stritch, Mario Van Peebles, Candice Bergen, Mervl Streep, Melanie Griffith gibi oyuncuların ve onların kuşaklarının en büyük oyunculuk eğitmeniydi.

Stella Adler,hayata, sanata ve tiyatroya dair kültürel bir bakış açısıyla, sadece oyunculuğu değil, aynı zam anda bir oyuncunun işine yaklaşımının nasıl olması gerektiğini, insan olmanın anlamını ve "büyüme"nin önemini öğretiyor.

Stella Adler'in "Aktörlük Sanatı" adlı eserini Türkçe'ye kazandıran Türk oyuncularına, oyunculuk öğrencilerine ve oyunculukla ilgilenen herkese faydalı olmayı sağlayan N.Uğur Özüaydın'a sonsuz teşekkür ederiz.

İki bin yıl öncesine dayanan bir geleneği öğrenmek için buradasınız. Tiyatronun kökleri Antik Yunan'a kadar uzanır. Dramatik edebiyat akımı Roma döneminden Elizabeth, Jacob, Restorasyon, Fransız Rönesans'ı, Roma antik Dönem , Ibsen Realizmi ve natüralizme ve oradan da 20. yüzyılın başına kadar gider. Tiyatro geleneği, tüm bölgesel ve ulusal karakteristikleri, dilleri, kaymaları, tarzdaki değişimleri, farklı dönemleri, toplumun farklı tabakalarını, geçen yıllarla değişen değer yargılarını, kuşaktan kuşağa farklılık gösteren giyim tarzlarını, değişik mobilyaları, müziğin havada yankılanan tınısını, toprak kaptan kâğıt bardağa kadar uzanan evrimi, hep beraber kucaklar. Bu, bir bakıma oyuncuya, yani günümüzün tiyatro öğrencisine kalan mirastır. Bütün bunlar oyuncular için fazla görünebilir, ama oyuncuların bunların farkında olması gerekir.

Günümüzün genç oyuncuları "küçük" olma eğilimi gösterirler. Küçük sandalyelerinde, kotlarını giymiş, rahatça oturup sağdan sola kadar uzanan küçük dünyalarını izlerken, küçük duygularını korumak amacındadırlar. Sadece kendi nesillerinin temposuna ayak uydurmuşlardır; nabızları ona göre atmaktadır. Kendilerini kendi dünyalarının sınırlan içerisine hapsetmişlerdir; nabzı kendi nabızlarıyla ahenkli atmayan her olguya ve döneme uzaktırlar.

Bunun sonucu olarak da dünyaya karşı genel bir saygısızlık, kendi yaşam tarzına direkt uyum sağlam ayan her şeye karşı bir yabancılık ortaya çıkmaktadır. Hatta oyuncu kendi birikimlerinin ve hatalarının ne olduğuna dair yetkinliğini de kaybetmeye başlar; zira onları karşılaştırabileceği hiçbir şeye sahip değildir. Artık at gözlüğünü çıkarmanın zamanı geldi.

Hepiniz toplumun farklı kesimlerinden, farklı mahallelerden geliyorsunuz. İnanın bana, şu anda sizi burada bir araya getiren şey yeteneğiniz. Size, "Bir şeyler yapmak istiyorum ," dedirten şey, işte o yeteneğinizin başladığı nokta.

Her zaman hatırlamanız ve önemsemeniz gereken şey şu: Bir yetişkin olarak yolunuzu bulmayı, formu doldurmayı, başvurunuzu yapmayı, buraya gelmeyi başaracak cesarete sahipsiniz. Şimdi kendinize bir puan kazandığınızı söyleyin, bunu kimse için gözden çıkarmayın. Bunu siz başardınız.

Eski binaları yıkıp yerlerine apartman dikilen bu toplumda, çoğunuz para kazanma amacı gütmektesiniz. Bir rahip bile bu işe soyunurken aklının bir köşesinde bundan para kazanmak vardır. Bunu bir rahibin kendisine henüz sormuş değilim, ama bir gün soracağım . İçinizde bu farklı amaçlar var; annenizin, babanızın düşündükleri var. Herkes size başarılı olmanız gerektiğini telkin ediyor. Bazılarınız için bu başarı televizyona çıkmak, filmlerde oynamak, sürekli çalışmak, alkışlanmak, kendine güveninizi taze tutmak anlamına geliyor.

Size büyük bir sır vereyim . Hiçbir oyuncu kendisi inanmadıkça, iyi olduğu nu içinde hissetmedikçe başarılı değildir. Eğer siz iyi olduğunuza inanmıyorsanız, kazanacağınız hiçbir para, alacağınız hiçbir alkış, sizi buna inandıramaz. Başarıyı simgeleyen hiçbir şey bu duyguyu size veremez. Bir oyuncuda bu duygu, bu güven, her şeye rağmen daima içten gelmeli. İşte size kazandırmamız gereken ilk şey bu güven duygusu. Buna sahip olduğunuz zaman artık bana ya da başkasına ihtiyacınız olmayacak. Yönetmenle işbirliği içerisinde olacaksınız, ama ondan yardım istemeyeceksiniz.

Bir oyuncu kendini sağlam hissetmeli. Kendinizi sağlam hissetmeniz doğrultusunda size doğru tekniği gösterecek kişiyi bulmak için gerekirse 15000 kilometre yol gideceksiniz. Kendinizi sağlam hissetmek için öncelikle sürekli büyüme halinde olmanız gerek. Küçük hedefleriniz olmamalı. Küçük hedefleriniz olursa kendinizi sağlam hissetmezsiniz. Kendinizi sağlam hissettiğinizdeyse daha çok büyürsünüz. Kendini geliştirmeyen bir doktor gibi, kendini geliştirmeyen bir oyuncu da işinin hamalı olmaktan öte­ye gidemez.

Şunu bir yere yazın : "Benim amacım eğitmenden ve diğer herkesten bağımsız olmak. Bunu siz ne kadar ivi biliyorsanız ben de o kadar iyi biliyorum, bu bağlamda da size gereksinim duymuyorum ." Ve ben de, bu bağımsızlığı kazanmanıza yardım edeceğim.

Bir şekilde yaşamınızı sürdürmek zorunda olduğunuzu ve başarmak zorunda olduğunuzu biliyorum. Bizim toplumumuzda başarı önemli değilmiş gibi davranma şansına sahip olmadığımızı biliyorum. Ama bunun da ötesinde şunun farkına varmalısınız ki pek yakında karşınızda kendi resminizi göreceksiniz, tanımlayıcı bir fotoğrafınızı.

Bu fotoğraf size neyi yapıp neyi yapamayacağınızı ve hangi yönlerinizi geliştirmeniz gerektiğinizi söyleyecek. O noktadan sonra da başarı ve para gelebildiğiniz düzeyle orantılı olacak. Her yol ayrımında kendinize şu soruyu sormalısınız: "Bu kadar çalışma ve gelişimi bu kadar başarı ve parayla değişir miyim ?" Tabii bazen para ve başarı sıfır olacak.

Günümüzde toplumun etkisi, insana olgunlaşmadan başarıya ulaşma yönünde bir baskı uyguluyor. Sizi, siz büyük, tatlı, muhteşem, genç potansiyel oyuncuları aşağı çekiyor. Sizi halihazırda o kadar aşağı çekmişler ki yok olmanın eşiğindesiniz. Ama gelin görün ki bunun farkında değilsiniz, çünkü başarılı olma az iniz var. Sizin, "Bana bu rolü verebilirler ya da elimden alabilirler. Biliyorum ki ben bir oyuncuyum . Bana o rolü verseler de vermeseler de işimle nasıl yaşayacağımı biliyorum. Bana bir şans vermedikleri zaman da bunu biliyorum ," diyebilecek durum da olmanızı istiyorum .

Eğer, "Televizyona çıkmak istiyorum ," derseniz, televizyonu elinizden aldıklarında ne yapacaksınız? Nasıl ayakta kalacaksınız? Ama Guthrie'den televizyonu alsalar bile o hâlâ Guthrie'dir. Aynı şey Reinhardt için de geçerli.

Tiyatroda kazanacağımız her kuruş için, "Bu para olmadan nasıl yaşayıp çalışacağımı bilmek istiyorum , bunu öğreneceğim." demenizi öneririm. Tiyatrodan para kazanmak için harcayacağınız her saate karşılık, bir saatinizi başka bir işe ayırın. Bu saat kendiniz için olacaktır.

Bu size, sadece para olarak değil, aynı zamanda büyüme ve ayakta kalmak için daha güçlü bir duruş olarak geri dönecek, size dışarıdan bakıldığında görünen başarı duygusunun üzerinde, içinizde bir büyüme yetisi kazandıracaktır. Eğer çalışıp büyümeyi öğrenirseniz, yaşamınızın dış dünya tarafından yok edilemeyecek hale geldiğini de görürsünüz. Eğer günde sekiz saat çalışmanız gerekiyorsa, üç ya da bir saati para kaygısı olmadan kendinize ayırın. Bu benlik bilinci takviye edilmelidir.

Benimle olan çalışmanızın sonunda, "Nerede olursam olayım, yaşamım bana aittir," diyebilmeniz gerek. Birileri size iş vermediği için başarısız duruma düşmemelisiniz. Başarısız duruma düşmemenin yolu da para kazanmak için harcadığınız her saat için sizi destekleyecek bir yol bulmaktan geçer. Zamanınızı bir süre için bölmek alın yazınızdır. Bu da bir rolü oynamak istemekle, o rolün bir parçası olduğu bir hayat yaşamak arasındaki farktır.

Başarılı olma amacının içinde kaybolup gitmiş olsanız bile -ki olabilirsiniz-bu eğitim işinize yarayacak, çünkü daima tiyatroya her türlü deneyiminizi getirmeniz gerektiğini bileceksiniz.

Aksi takdirde başarıyı size verecekler ve başarılı olacaksınız, ama başarıyı elinizden aldıklarında başarısız olacaksınız. Bu da yaşamınız için bir riziko. Yaşadığınız sürece her şeyin kontrolü elinizde olmalı. Oyuncu olduğunuza göre de kontrolde tutmanız gereken şey bu.

İlk ödeviniz amacınızın ne olduğunu yazıya dökmek. Örneğin "Benim amacım tiyatronun parlaklığını, kahkahasını, eğlencesini tecrübe etmektir. Bunun için de dansa, hareket halinde bir bedene ihtiyacım var. Şarkı söylemeyi öğreneceğim . Müzik bilgisine ihtiyacım var. Komik, hızlı, iyi olan her şeyle, her daim tüm donanımımı gerektiren her şeyle başa çıkmayı öğrenmem gerek. Sadece şimdi değil, Gilbert ve Sullivan'ı oynadığım da da," yazabilirsiniz.

Kısa süre içinde göreceksiniz ki, gerçek boyutunuzda başarıya ulaşmak için esnemek, genişlemek durumundasınız. Sahnede günlük konuşmanızla konuşamazsınız, bu işe yaramaz. Esnemek müthiş bir ayrıcalıktır. Sadece sanatçının esneme sorumluluğu vardır. Bu tamam en size kalmış bir şeydir ve kolay değildir. Ama sanatçı esnediğinde bütün dünya oyuna hazır olur.

Eğitime bir sessizlik anlayışıyla gelmelisiniz. Bir şeyi unutursanız -"Kitabım nerede? Beni arayan olmuş mu ? " - bunu yapamazsınız.

Ben sessizlik isterim. Her şeyden kurtulun. Gazeteden, not defterinden, rujdan, hepsinden kurtulun. Bunu yaptığınızda üzerinizden bir yükün kalktığım fark edeceksiniz.

Randevularınızı birbirine karıştırabilirsiniz, aynı anda iki kişiye randevu verebilirsiniz, bahane öne sürmeden bir partiye gitmeyi reddedebilirsiniz; ama dersi kaçıramazsınız. Ölüm dışında hiçbir nedenle dersten uzak kalmayın. Hastalanmayın, psikologa gitmeyin, sırt ağrısı çekmeyin. Bunlar tiyatroya ait şeyler değil.

Yüzde yüz sağlıklı olmalısınız. Sağlıklı olmalısınız ve sağlıklı olduğunuzu bilmelisiniz. Oyuncular sahnede hapşırmazlar, zatürreeye yakalanmazlar, üşümezler, kaşınmazlar, ayakları sızlamaz, bel ağrısı çekmezler. Kısacası onlara hiçbir şey olmaz. Sağlık kendinize ve mesleğinize borçlu olduğunuz bir şeydir. Teslim olmamalısınız. Bu, yaşamınızda tamamen kontrol altında tutulan bir alan olarak kalmalı.

Hatalarınızı kendi kendinize çözmelisiniz. Ben evinize gelip de size hemşirelik yapamam , kimse de yapmaz. Hatalarınızı bilip onları düzeltmelisiniz. Stanislavski peltekti. Paris'te onunla birlikte çalıştığım sırada bana, "Sabah seni göremeyeceğim. Peltekliğim üzerinde 2 saat çalışmam gerek," dedi. Bunu, ölüm ünden 2 yıl önce, Moskova Sanat Tiyatrosu'nun başkanı olan, 70'lerinde bir adam söylüyordu. Böyle bir sorunu olduğunun farkındaydı, üstesinden gelmek için hep çalıştı. Burada, herkesin üzerinde çalışacakları sorunları var. Çalışmak için böyle bir şansa sahip olmak da bir ayrıcalıktır. Eğer bedeniniz ya da sesiniz iyi durumda değilse, oyunculuğunuz da iyi durum da olamaz. Anlıyor m usunuz? Kilitlenmiş de hareket edemiyormuş gibi olursunuz. Olay, oynayamıyor olmanız değil, onda dokuzunuzun bu hapishanede kilitli kalması.

Yapabileceğinizin en iyisini keşfetmek zorundasınız. Sizin en iyiniz Barrymore'un ya da Olivier'in en iyisi değil, benim en iyim de değil, kendi en iyiniz. Herkesin kendi normları vardır; o normlara göre herkes bir yıldızdır. Olivier başının üzerinde dik durabilir, ama yine de siz olamaz. Sadece siz kendiniz olabilirsiniz.

Ne ayrıcalık! Kimse sizin yaptığınıza onu siz yaptığınız sürece ulaşamaz. O zaman yapın onu. Yapabileceğinizin en iyisine ihtiyacımız var, bedeninizle ve sesinizle yapabileceklerinizin en iyisine. Kimseyi taklit etmenize gerek yok, çünkü bu yapabileceğiniz ikinci en iyi şey olur. İkinci en iyi de en kötüden daha iyi değildir. Eğer buraya dans öğrenmeye gelmiş olsaydınız, ders bacaklarınız üzerine olacaktı. Piyano öğrenmeye gelseydiniz, enstrüman üzerine olacaktı. Oyuncu bacaklarını kullanır. Oyuncu sesini, gözlerini, ellerini kullanır. Oyuncu bedeninin her parçasını kullanır. Bedeni onun enstrümanıdır.

Oyuncu sürekli teşhir halindedir. Sahnede ve spot ışığı altında durur. Her hareketi incelenir, saklanacak hiçbir yeri yoktur. Eğer canımız saklanmak istiyorsa, yanlış yere gelmişsiniz, demektir. Oyuncunun yaptığı her şeyin bir sonucu vardır. Kaçamak sözler yoktur, söylenen her söz adeta Orient Ekspres'in rayları gibi döşenip sabitlenir.

Oyuncu bedenini geliştirmek durumundadır. Oyuncu sesiyle ilgili çalışmalar yapmalıdır. Ama oyuncunun üzerinde çalışması gereken en önemli ayrıntı aklıdır.

Günümüzde oyunculuk hakkında çoğunlukla söylenen şey, kendinizi bir karakterin içinde buluvermekten fazlası değil. Bu bana cazip gelmiyor. Tabii ki oynadığınız karakterlere kendi deneyimlerinizi uygulayacaksınız, ama şunu en baştan bilmelisiniz ki Hamlet "sizin gibi biri" değildi.

Size basit bir örnek vereyim . Basit bir şekilde iki kere iki dört eder deyip işin içinden çıkabilirsiniz ve dediğiniz şey fark edilmez bile. Ama iki kere ikinin dört ettiğini öyle bir şekilde söyleyebilirsiniz ki, bunun keşfi milyonlarca yıl süren bir buluş olduğu gerçeği göze çarpar. Oyuncular olarak yapmamız ve nesilden nesile taşımamız gereken de işte budur. İşin büyüklük gerektiren kısmı da budur zaten.

Buraya getireceğim bir "Aranıyor" afişim var. New York'taki en tehlikeli oyuncuyu arıyorlar. Bu oyuncu bir katil. Sakın onun dünyasına adım bile atmayın. O dili katlediyor. Fikirleri öldürüyor, çünkü onları ayağa düşürüyor. Dünyamızda oyuncu, tiyatronun en küçük unsuru haline gelmiş durum da. Ben sizden onu yeniden en güçlü unsuru haline getirmenizi istiyorum .

Size büyüklük kazandıracak alışkanlıklar kazanmanızı sağlayacağım. İşe konuşma tarzınızdan başlayacağız. Ses kalitenizin gelişmesi gerekiyor. Televizyon için yeterli, ama tiyatro için yeterince "büyük" değil. Sahnede dururken sanki bütün dünyaya sesleniyormuşsunuz ve söyledikleriniz bütün dünyanın dinlemesini gerektirecek kadar önemliymiş gibi hissetmelisiniz.

Dünyayla kendi sesinizle konuşmuyorsunuz. Dünyayı değiştirmiş, dünya için sıradan olmayan, dünyadan öylesine gelip geçmekten fazlasını yapmış bir yazarın sesiyle konuşuyorsunuz. Günlük konuşmadaki dilinizle önemli yazarların dili arasındaki uçurumu ortadan kaldırmak için çalışmalıyız. Babadan kalma bir dil kullanmayın. Sokağı taklit etmeyin, sokak serserilerinin dilini kullanmayın. "Aranıyor" afişindeki oyuncunun güvendiği dil işte budur. O oyuncuya benzemeyin, aşın o sokakları. Gerçek yaşam a dair çok sınırlı bilginiz var, bunun üzerine çıkmalısınız.

Tiyatro sözcükler üzerine kuruludur. Dilin edebi kalitesine üzerine kuruludur. Konuşma tarzınızı gözden geçirmenizi istiyorum . Başkalarının konuşmasına yoğunlaşın demiyorum , ama kendi konuşmanıza özen göstermelisiniz. Yani kendinizi düzeltmelisiniz. Kendinizi disipline sokmalısınız. Kesin ve net bir şekilde konuşmayı öğrenmeniz gerekiyor. Düşüncelerinizi akıcı ve açık seçik bir şekilde ifade edebilmenizi istiyorum.

Beslenme alışkanlığımızı da mükemmelleştirmeliyiz. Beslenme kendimizi düzeltmek için çok uygun bir alan. Günümüzde insanlar çok içiyor, bu da beden üzerinde olumsuz etki yapıyor. Oyuncunun böyle bir lüksü yok, kendini düzelt ek zorundadır. Kendinizi düzeltmek işi, hayatınızın görevidir. Olay, seçmelerde ya da provalarda bitmiyor. Örneğin ben yemek konusunda ince eleyip sık dokurum , aynı şeyi okuma konusunda da yaparım. Bana istemediğim bir kitabı okutmanız, kahvaltıda sırf biri masaya koymuş diye votka içmem kadar olanaksızdır. Kaç kişi amaçsız okur? Kaç kişi salt zevk için okur? Bunun için yaşınız çok büyük. Okum ak oyun için değildir, bilgi edinmek içindir. Nasıl artık üç tekerlekli bisiklete binmiyorsanız, Cin Ali'yi aşıp Dante'ye geçmenizin de zamanıdır.

Size masumiyetinizden ödün verin demiyorum . Burada bulunmamızın bir amacı da masumiyetinizi eğitmek, onu korum ak ve cilalamak. Ama sakın masumiyetle ergenliği birbirine karıştırmayın.

Ben sizin masum , bilge ve 95 yaşında olmanızı istiyorum .

Öğrenilecek bir kural var: Yaşam siz değilsiniz. Yaşam sizin dışınızda. Dışarıda olduğuna göre de siz ona doğru gitmelisiniz. Bir insanın üzerine doğru gitmelisiniz, eğer geri kaçıyorsa, bu onun sorunudur. Bilmeniz gereken en temel şey, yaşamın önünüzde olduğudur; ona doğru gidin.

Kendinizi önemli sanma gafleti içerisinde olabilirsiniz. Eğer öyleyse, dünyanın size gelmesini bekleyen kayıp bir yaratıksınız demektir. Bir oyuncunun yaşamı, dünyanın kendisine gelmesini beklerse mahvolabilir. Kendinize dünyanın dışarıda olduğunu, sizden gizli olmadığını, kendinize onun üzerine atarak dünyada rahat olacağınızı telkin edin. Kanınıza kadar yara alacağınız bir alan seçtiniz. Ama acı yüzünden geri çekilmek ölüm demektir.

Benden, sahneden, izleyiciden korkabilirsiniz. Korku izleyiciye sırtınızı döndürebilir. Ömrünüzü korkuya yardıma roller oynayarak geçirebilirsiniz. İstediğiniz bu mu? "Ondan korkuyorum ama nedenini bilmiyorum. Sanırım otoriteden korktuğum için," diyebilirsiniz. Açıkçası kendinize artık çocuk olmadığınızı ve otorite diye bir şey olmadığımı söylemek zorundasınız. Benden, yönetmenden ya da eleştirmenden korktuğunuz şeklinde bencil ve arızalı görüşlere saplanmam alısınız. Demelisiniz ki, " ben sizden korkmak istiyorum , ama korkmayacağım , çünkü bu aptalca. Kafama silah dayamış değilsiniz ki."

Size bebek muamelesi yapmak istemiyorum, ama bir bakıma mecburum ; çünkü çoğunuz sizi tiyatroya hazırlayacak bir eğitim almadınız. Fikirler zordur, çünkü kâğıt üstündedirler. Ama onları birkaç kez üst üste ve yavaş yavaş okursanız sizin fikirleriniz haline gelirler; onları yansıtabilirsiniz. Hiçbir şey fikirden üstün değildir. Ben de, başka hiç kimse de...

Oyunculuğun tümü vermektir. Oyuncu her şeyden önce cö­mert olmalıdır, stok yapma lüksü yoktur. "Bu yazıyı okumanızı istiyorum , içinde harika fikirler var," demek zorundadır.

Ancak cömert olmak için öncelikle verecek bir şeylerinizin olması gerekir. Fikirler bacaklarınızdan çıkmaz, sesinizden fışkırmaz, aklınızda oluşur. Tiyatro, aklı geliştirmek üzerine kuruludur, aklınız için bir nevi eğitimdir. Aklınızı kullanmadan dans edebilir ya da şarkı söyleyebilirsiniz, ama rol yapamazsınız.

Farkları görebilme yetisi farklara göre tepki verme yetisiyle bağdaşır. Bir kırmızıya verdiğiniz tepkiyle diğer kırmızıya verdiğiniz tepki aynı olmaz. Boyası solmuş bir yangın söndürücüye edilgen bir tepki verebilirsiniz, ama yanınızdan sirenleri çalarak geçen bir itfaiye arabasının parlak yanan ışığındaki kırmızıya edilgen bir tepki vermezsiniz.

Eleştirel bakış, kendinin farkında olmak, disiplin ve kendini kontrol etmek... bunlar, üzerinde çalışacağımız gerekli konular. Ama üzerinde uzmanlaşıldığı anda, bunların hiçbiri enerji olmadan bir işe yaramayacak. Sahne için gereken enerjiye sahip olmalısınız. Bunu size Tanrı bahşetmez, elde etmek için çalışmalısınız.

Dünya gözünüzün önünde. Onu içinize çekmeniz, daha önceden görmediklerinizi görmeniz gerekir. Sonra da bunu dünyaya geri vermelisiniz. Oyuncu olarak her yaptığınız şey önemlidir. Oyuncu olarak verebildiklerinizin önemli olduğunu hissetmek zorundasınız. Yaptığınız işe yönelik, eksiksiz bir sorumluluk duygunuz olmalı. Bu pratikte, kendinize iş ya da ders kaçırmama sözü vermeniz anlamına gelir.

Birbirimize bir söz verdik. Bu sözün manevi bir değeri olduğuna inanmalısınız. Bir zamanlar el sıkışmanın manevi bir taahhüt anlamına geldiğini ve erkeklerin verdikleri sözden dönmek ya da el sıkışmayla kastedilen sözde durmamak yerine ölmeyi yeğlediklerini iyi anlamalısınız.

Oyuncunun, tokalaşmanın bile manevi bir önemi olduğunu insanlara anlatmak için manevi güç kullanma yetisi vardır. Bir oyuncunun izleyiciye hissettirebileceklerinin ve anlatabileceklerinin hiçbir sınırı yoktur. Yazarlar önemlidir, keza sahne sanatçıları ve yönetmenler de... Ama onların sazı ele almasına siz izin verdiniz. Biz oyuncular ilk sırayı yeniden geri kazanmak durumundayız. Bu dersin esas konusu da budur.

(Stella ADLER- Aktörlük Sanatı adlı kitaptan alınmıştır.)

milli-eğitim-bakanlığı

©2016 Replik Sanat Eğitimleri Kurumu ® Her hakkı saklıdır.

Bize Ulasin