OYUNCULUK EĞİTİMİ- DERS 4 - OYUNCU GÜÇLÜ OLMALIDIR

OYUNCULUK EĞİTİMİ

DERS -4 : "OYUNCU GÜÇLÜ OLMALIDIR."

AKTÖRLÜK SANATI - Stella ADLER

Geçtiğimiz derste eylemler üzerine çalışmaya başladık. Tiyatroda yaptığımız her şey birer eylemdir. Oyunculuğun anlamı budur. Yani öğrenebileceğimiz daha önemli bir şey yok.

Bir bakıma oyunculuk çok basittir. Bir şeyi yapmaktan, mümkün olduğu kadar sahici bir biçim de yapmaktan ibarettir. İşi zorlaştıransa bu eylemleri sahnede yapıyor olmamız ve daim a o platforma layık olmak zorunda oluşumuzdur. O platform , o kahrolası platform sizi esir alır. Yaptığınız her şeye bir ağırlık, bir önem kazandırır. Burada yürürsem sadece yürüyorumdur. Ama sahnede, o platform da yürüyorsam , beni izleyen herkes bilir ki o yürüyüşün özel bir anlam ve önemi vardır.

Kendinize sormanız gereken ilk sorulardan biri, o platformda nasıl görünmek istediğinizdir. En iyi halinizle mi görünmek istersiniz? Konuştuğunuzda, en iyi şekilde konuşmak mı istersiniz?

Oyunculuk yaşamınızda kam bur bir vücut kullanamazsınız. Korkarım ki bu, toplumunuzun size öğretemeyeceği bir olgudur. Kam bur vücutlu insanlara, içe ya da aşağı dönük vücutlara sıkça rastlanan bir toplum da yaşıyorsunuz.

Yunan heykellerinde omuzlarını sarkıtmış birini hiç gördünüz mü? Hayır, vücutlar daima diktir. Bunu bilmeyenlerin oyuncu olmasına izin vermezlerdi. Hiçbir role çıkmanıza izin vermezlerdi, çünkü onlar, İngilizler, Fransızlar, Almanlar -kısacası Amerikalılar hariç herkes- bunu biliyordu. İçbükey bir adam daima kamburdur.

Bu atlarda, köpeklerde, çoğu canlıda vardır. Bazılarında da yoktur. Omurga yukarı doğru gider ve kafa onun üzerinde durur. Her şey rahattır. Her zaman yukarıya yönelme bilincinde olmalısınız. Oturduğunuzda bile çökmemelisiniz. Eğer oturduğunuzda tüm bedeninizin çöktüğünü düşünüyorsanız karakterinizle ilgili bir şeyi açığa vuruyorsunuz demektir.

Size yol gösterecek kimse yok. Babalarınız, hatta kısmen dedeleriniz kamburdu. Kaç kişinin kötü yürümesine ses çıkarılmadı? Kimse size bunları anlamanız için yardımcı oldu mu? Bedeninizin sizi yukarı çekmesi fikrine sadık kalmanızı istiyorum .

Aynı şey sesiniz için de geçerli. Sahnede içine kapanık, mırıldanan bir ses işinizi görmez. Çok küçük bir sesten ziyade çok büyük bir sese sahip olmak yeğdir. Sesiniz çok büyükse, her zaman ayar yapabilirsiniz.

Çoğunuz kasabınıza bir parça daha biftek istediğinizi anlatabiliyorsunuz, ama sahnede bundan daha iyisine ihtiyacınız olacak. Her oyuncu televizyonda konuşabilir, ama çok az televizyon oyuncusu sahneye çıkabilir. Sahne onları bitirir. Enstrümanınızı "Hey buraya gelsene," diye fısıldadığınızda bile sesinizi ta odanın en arkasına kadar duyurabilecek şekilde esnetmeksiniz.

Sesiniz esnemeli. Derdinizi anlatabilecek tonu bulmalısınız. Oyunculuk sesiniz olmalı. Kulağa ne kadar çirkin geldiği umurumda bile değil, ama yüksek bir ses olmalı.

Konuşamazsanız oynayamazsınız. Sıkıcı olursunuz; bu, size söylenmelidir.

Size sesinizi inşa etme konusunda çok yardımcı olacak, yapması da gayet kolay olan iyi bir egzersiz, her gün bir gazetedeki baş makaleyi yüksek sesle okumaktır. Önce normal sesinizle okuyun, göreceksiniz ki "normal" sesiniz git gide büyüyor, güçleniyor. Sonra da, sizden 5 metre ötedeki birinin duymasını ve anlamasını istermişçesine okuyun. Sonra dinleyiciyi masanın karşısında hayal edin, sonra odanın diğer ucunda, sonra karşı sokakta, 15 metre ötede. Ses telleriniz ısınıp güçlendikçe mesafeyi arttırın.

Konuşma dışa doğru gider, değil mi? İçinize konuşamazsınız. Sadece akli dengesi yerinde olmayan insanlar kendi kendine konuşur. Duyulmak ve anlaşılmak için konuşursunuz. Siz "Alo?" derken eliniz ne yapıyor? Siz ne yapıyorsunuz? Dışa doğru bir hareket yapıyorsunuz. Her konuştuğunuzda bir yere uzanıyorsunuz. DIŞA. DIŞA. İçinize konuşmak deliliktir, hiçbir anlamı yok. Neden? Çünkü her şeyin kendi doğası vardır. Bir eylemi incelediğimiz her seferde, onun doğasına ya da amacını çözümlemeliyiz. Konuşmanın doğası DIŞA doğrudur. Yürümenin doğası, sıkı. Bedenin doğası - nedir bedenin doğası? Bir çocuk düşünün. Bir bebek ayaklarını iter, ellerini uzatır. Sürekli kıvranır durur.

Eğer siz de böyle değilseniz, bunu düzeltmek zorundasınız. İçinize konuşmak pek iyi bir şey değil. Beden için de içine kapanmak iyi değil. Bir ağacın içe doğru büyüdüğünü düşünsenize, hoşunuza gider miydi?

Bedeniniz sizi her dem yukarı çekiyorsa ve sesiniz odayı dolduracak kadar kuvvetliyse, o sahneye çıkmaya layıksınız demektir. Şu an için, hayatınız yapmayı umut ettiğiniz bu platform da kendinizi rahat hissetmenizi istiyorum .

Kalkıp orada durmanızı istiyorum . Sizi tutuyor, değil mi? Şimdi onun sizin için orada olduğunu hatırlayın. Ondan kaçıp gitmenize gerek yok. Bazen oyuncular burada durmaya cesaretleri olduğundan emin olamazlar. Sevimli, duygusal oyuncu arkadaşlarımız bazen iki ayakları üzerinde durabileceklerinden bile şüphelidirler. Ama bu platform her zaman burada. Dünya sizi esir alıyor mu? Her zam an sizin için orada olacak mı? Bu platform için de aynı şey geçerli.

Şimdi sahnede yürüyün. Gezin. Sizi tutuyor mu?

Eyleminiz nedir? Size bu soruyu hep soracağım . Eyleminiz nedir? Şu anda yanıt gayet basit, sahnede yürümek.

Parkta yürümekten biraz farklı, ya da bir uçağın içinde yürümekten. Pek ilginç bir eylem değil, ama kendine özgü bir doğası var. İleri geri yürüyün. Koltuğunuza gidin, sonra geri dönün. Bu eylem için bütün yapacağınız bu.

Eylem , daima kendi kendinize yaptığınız, yapabileceğiniz bir şeydir. Eyleminizin nesnesini siz tanımlarsınız, bunu altından kalkabileceğiniz bir şey yaparsınız. Bu olayın temelidir. Size bunun için Stanislavski yada Harold Clurman'ın yardım etmesi gerekmez. Hatta ctor's Studio'nun bile yardımına ihtiyacınız yok. Yapabileceğiniz bir eylem tanımlamak rahatlıkla becerebileceğiniz bir şey.

Olayı çetrefilli yapan nedir? Sokakta yürürken çevrenizdeki dünyanın farkında olabilirsiniz ya da olmayabilirsiniz. Sahnedeyken çevrenizde bir dünya var mı? Daima çevrenizde bir dünya vardır. Ama sahnede, hemen hemen her zaman, bu dünyayı sizin yaratmanız gerekir. Eğer bir dünya kurmadan sahnede gezinirseniz, eyleminiz sadece kendisi için yapılmış bir şey haline gelir. Sahneyi her zaman hayal gücünüzle doldurmalısınız. Bununla kendinizi çevrelemeksiniz.

Çok basit bir eylemle başlayalım ; az önce yaptığınız bir şey, derse gelmek. Belki bugün derse nasıl geldiğinizi hatırlıyorsunuz, belki de hatırlamıyorsunuz. Zaten olay yaptığınız her şeyin aynen kopyasını çıkarmakta değil. Bu kadar harfi harfine bir yansıtma taraflısı değiliz. Oyunculuk günlük yaşantımızı taklit etmek değildir; onun özünü yakalamaktır. İzleyiciye bir eylemin ana fikrini aktarmaktır. Sahnede olanlar günlük yaşamdan daha kesin, daha yoğun ve daha ilginç olmalıdır.

Bu egzersizi yaparken izleyiciye bir oyunculuk dersine geldiğinizi yansıtmalısınız. Derse gelmek, bir cenaze levazımatçısına ya da tiyatroya gitmekle aynı şey değildir.

Şimdi her şeyinizi toparlayın, dışarı çıkın ve tekrar içeri gelin.

Çabuk olun! Acele edin! Bunun için ne kadar düşünmeniz gerekiyor ki?

Pekâlâ, yaptıklarınızı bir inceleyelim. Linda, sen gelir gelmez Jennifer'dan ödünç kâğıt aldın. Bu iyiydi. İçeriye elinde bir şeyle girmek yeterince iyi değil. Bir şeyi yapmaya dışarıda başlayıp onu içeride bitirmek çok daha iyi. Nesneler yeterli değil. Elinizde bir şey olması yetmez, bir şeyler yapmalısınız.

Robert, sen ceketini giyiyordun. Ben bunun iç yüzünü biliyorum. "Bu kadın ceketsiz erkeklerden hazzetmiyor," diye düşündün. Ama izleyici bunu bilmiyor. O yüzden, açık ve belirgin bir algıya dayanmasına karşın, izleyicide iz bırakacak bir şey değil.

Jeremy, sen tişörtünü içeri soktun. Bu içten değil. Mantıklı bir nedeni yok. Tişörtün pantolonunun üzerinde sallanarak gezmiyorsun, o yüzden onu içeri sokmak için de bir nedenin yok. Kalem çıkarmak yeterli bir eylem değil. Çoğunuz tiyatroda olduğunuzu göstermek için metin okuyorsunuz. Okuduğunuz izlenimini veriyorsunuz. Bu biraz bulanık. Hiçbiriniz derse elinizde metinle gelmediniz.

Ancak eğer metnin içinde bir şey arıyormuş izlenimini verirsek, fakat sahiden ararsak, o zaman geçerli olur.

Derse geldiğinizi içeri kahveyle girerek gösteremezsiniz; çoğunuz gerçekten bu şekilde girmiş olmanıza rağmen. Dersin teması yemek içmek değil. İzleyiciye yanlış izlenimler veriyorsunuz. Bir beyzbol maçına gittiğinizi sanacaklar.

Fikirlerinizin çoğu sokaktan geliyor. Bir televizyon programı için deneme çekimine gidiyor değilsiniz.

Belli bir odaya girmek gibi basit bir şey için bile hazırlık yapılmalı. Biz izleyicilerin kafasında nasıl bir yerden geldiğinize, nasıl bir yere geldiğinize dair bir fikir oluşmalı. Aralarında ne gibi farklılıklar var? Sizin bir şey yapıyor olduğunuz kanısına varmalıyız, boş boş dolaştığınızı düşünmemeliyiz. Hazırlık yapmak sizi sahneye eli boş çıkmanın beraberinde getireceği küçük düşmek, rezil olmak, yalnızlık, panik gibi durumlardan kurtarır.

Sahne daima sizi destekler, sizi asla yüz üstü bırakmaz. Onun üzerinde ölseniz bile sizi bırakmaz. Öldüğünüzde sizi çevreler, ki bu aslında daha bile iyi. Ama her zaman, onun üzerinde durmaya, size armağan ettiği düzgün bedensel görünüşe layık olmalısınız.

Sahneye her çıkışınızı ciddiye almalısınız. Ne yapacağınızı baştan düşünmelisiniz. Sahneye çıkmak asla sıradan bir şey değildir. Giydiklerinizle izleyiciye bir şey sunarsınız; fakat daha önemlisi, yaptıklarınızla izleyiciye bir şey sunmanızdır. İzleyici her koşulda sizi okuyacaktır, hiçbir şey sunmamak gibi bir seçeneğiniz yok; sadece doğru şeyi ya da yanlış şeyi sunmak gibi bir seçeneğiniz var.

Eğer hastasını muayene etmeye gelen bir doktoru canlandırıyorsanız bunu stetoskop takarak gösterebilirsiniz. Ama bu durağandır. Eylem halinde görünmelisiniz, örneğin hastanın dosyasına bakarken, iyi bir oyun yazarı oyununu sözcüklerle başlatmaz. Bir yerle başlatır, oyuncu da bu yerin atmosferini derhal ve net bir şekilde izleyiciye taşımakla yükümlüdür. Bir oyuncu her konuşmasında kendisine o an onu konuşturan şeyin ne olduğunu sormalıdır. Bütün bunlar da hazırlık gerektirir.

Bir keresinde her öğrencimin evi, oyunun ihtiyaç duyduğu nesneleri edinmek üzere adeta soyulmuştu. Dantelli bir masa örtüsüne gerek varsa evden bir tane getirmek, ya da bir arkadaştan ödünç almak suretiyle ediniliyordu. Öğrencilerimden biri gerçek bir kollu şamdan getirmişti. Her şeyin evden getirilmesini istemiştim ki, öğrenciler gerçek bir şeylerden başlasınlar. Evleri bomboş kalacaktı, ama sahne çok gerçek görünecekti.

Korkarım ki nerede olduğunuzu bilmiyorsunuz. Sahnenizi tanımıyorsunuz. Nerede olduğunuzu bilmediğiniz sürece de oynayamazsınız. İnsanların nerede olduklarını bilmedikleri tek yer akıl hastanesidir. Oyuncu olarak akıl hastanesindeki bir deliyi oynadığınızda bile nerede olduğunuzu bileceksiniz.

Size verilen her yere tanıdık olmalısınız. "Burada evim de gibiyim ," diyebilmelisiniz. Bu, her şeyden önce gelir, sözcüklerden de, yetenekten de...

Stanislavski, büyük İtalyan oyuncu Salyini'nin Othello'yu oynadığında, tiyatroya perdenin açılmasından 3 Saat önce sadece sahnede gezinmek için gittiğini söyler. Niye yapmıştır böyle bir şey? Kendini durumun ve koşulların bir parçası haline getirmek için.

Çoğunuzun eğitmenleri demiştir ki, "Sahnede yürüdüğünüz zaman önce kapıyı açarsınız sonra da kaparsınız. Sonra da boş bir şişe alıp içersiniz."

Açıkçası bu eğitmenler yalancıdır. Stella Adler onların yalancı olduğunu söylüyor.

Her eylemin kendine özgü hazırlıkları, kendine özgü istemleri ve gerekleri vardır. Bir şişeyi yerinden kaldırmak için o şişeyi kaldırma işinin nasıl yapılacağım kendinize sormalı, üzerinde en az yirmi dakika çalışmalısınız. Şişeyi doluyken de boşken de kaldırmalısınız. Kaslarınız hareketler zincirini harfiyen ezberleyene kadar tekrarlamaksınız bunu.

Kavanoz açma pratiği yapın. Önce kapağı normal şekilde sıkışmış bir kavanoz üzerinde çalışın. Sonra kapağı gevşek bir kavanoz alın elinize ve en sonda da kapağı neredeyse kapanmamış bir kavanoz üzerinde deneyin. Bunu defalarca tekrarlayın, ta ki kaslarınız her durum da tam olarak ne kadar enerji ve güç gerektiğini harfiyen ezberleyene kadar.

İğne iplikle de çok iyi egzersiz yapılabilir. Önce gerçek iplik ve gerçek bir iğneyle deneyin. Sonra gerçek ipliği hayali bir iğnenin deliğine geçiriyormuş gibi yapın, sonra da hayali bir ipliği var olan bir iğnenin deliğine yerleştirin. Şimdi iğneyi ve ipliği alıp küçük bir alan üzerine hayali bir desen dikin. Bunu üst üste tekrar edin ki en sonunda aynı işi iki gerçek bir hayali nesneyle yapabilesiniz; yani iğne, iplik ve üzerine nakış işlediğiniz küçük alandan biri olmadan.

Bunun akılla bir ilgisi yok. Kaslara saygı göstermek zorundasınız. İş görebiliyorsunuz çünkü kaslarınız iş görebiliyor. Kaslar akla benzemez. Akıl çok karmaşıktır, kaslarsa öyle değildir. Onları bir eyleme alıştırdığınızda onu hatırlarlar.

Ama kaslar kül yutmaz. Kaslar çok titizdir. Tam dolu bir şişeyle yarı dolu bir şişe, ya da kapağı sıkı kapalı bir kavanozla kapağı gevşek bir kavanoz arasındaki farkı anlarlar.

Sahnede kullandığınız her aksesuar bir mücadeleyi temsil etmeli. Hepsi size yabancıdır, onları kendinizin yapana kadar onlarla pratik yapmak zorundasınız.

Kullandığınız her aksesuarın hayal gücünüzden geçmesi gerekir. Asla sahne amirinden gelişigüzel bir şey almayın. O sadece muhtelif nesneleri bir araya toplamıştır. Siz o nesnelerini sizin yapmak zorundasınız. Sahicilik, sahnede evinde olabilme becerisi demektir, bunu başarmanın yolu da çevrenizdeki her nesneyi anlamlı kılmaktır. Bunu da hayal gücünüzle yaparsınız.

Sahnede gördüklerinizin ve kullandıklarınızın yüzde doksan dokuzu hayal gücünden gelir. Sahnede asla kendi adınıza ve kişiliğinizi sahip olmaz, asla kendi evinizde bulunmazsınız. Konuştuğunuz herkes oyun yazan tarafından hayal gücüne dayanarak yazılmış olacaktır. Kendinizi içinde bulduğunuz her durum hayal ürünü olacaktır. Her sözcük, her hareket hayal gücünün süzgecin­den geçirilmelidir.

Bunu bir yere not alın : "Bir gerçek hayal gücünüzden geçene kadar yalandır."

Hayal gücü çok hızlı çalışır. Bir oyuncu hızlı görmeli, hızlı düşünmeli ve hızlı hayal kurmalıdır, yavaş değil. Derste yaptığımız hayal gücünü uyarıcı egzersizlerde öğrencilerden anlık tepkiler beklerim. Hayal gücünün hızla devreye girmesi için oyuncun tek yapması gereken onu serbest bırakmaktır. Bu, sık yapmanız gereken bir egzersizdir.

Görmenin prensibi, bir görüntüyü dikkatle ele alıp, ele aldığınız şeyi de tecrübe edip büyütmekte yatar. Bir şeyi betimlemeden önce onu kafanızda canlı ve gerçek bir şekilde görebilmeniz gerekir. Ancak o zaman onu geri yansıtabilir, partnerinizin ya da izleyicinin sizin gördüklerinizi görmesini sağlayabilirsiniz.

Bu bağlam da, gözlerinizi açık tutup her şeyi görsel biçimde algılamanın önemini anlayın. Yaşam sizi gerçeklerle besler. Oyunlar sizi hayallerle besler. Bir şeyi betimlediğinizde o sizin içinizde yaşam bulmuş olmalı. Sizi sanatçı yapan olgu, onu nakletmekle, inançla ve hayal gücüyle sunmak arasındaki farktır.

Gözlem yapmanın en sık kullanılan, en sanatsal olmayan yöntemi benim "Hesaba yatırmak" diye tabir ettiğim olaydır. Bu yöntem de sadece soğuk gerçekler ve nesneler vardır. Elinde bir deste banknot tutan birisine, "Elinde ne var?" diye sorduğunuzda, "Beş, on, onbeş, yirmi, otuz, evet, otuz dolar nakit param var," diye, manavda ne gördüğünü sorduğunuzda da "Üzüm , armut ve muz," diye yanıtlıyorsa, ondan tam bir hesap adamı olur. Ama iyi bir oyuncu olmaz, çünkü o her şeyi muhasebeci gözüyle gören biridir.

Nesnelerin sizinle konuşmanıza, ne gördüğünüzü aklınıza kaydetmesine izin vermelisiniz. Eğer elinde banknotları tutan adam , "Elimde oldukça kirlenmiş banknotlar var. Belki ten izleriyle değiştirebiliriz," diyorsa, meyveler konusunda da, "Çok lezzetli ve büyük ama bir o kadar da pahalı görünen armutlar ve uzun, tatlı Malağa üzümleri gördüm . Ayrıca minik yeşil olanlarından da vardı, hani şu yarım kilo yiyebildiklerinizden. Üstelik de çok ucuzlar!" şeklinde yanıt veriyorsa, işte bu oyuncunun yapması gerekendir.

İşte hazırlığın esprisi bu. Hazırlığınızı adamakıllı yaptığınızda odaya nasıl girmeniz gerektiğini bilirsiniz; sahneyi nasıl kullanmanız gerektiğini de, sahnede gezinmenizi nasıl haklı göstereceğinizi de. Hepsini içten bir biçim de yapmayı öğrenirsiniz.

Haklı göstermeyi öğrenirsiniz derken, bu boş bir şişeyi alıp da onun gerçek olduğuna insanları inandırmak demek değildir. Bunu kendinize yapmayın. Kötü bir alışkanlık. Bu bir yalandır; bedeniniz yalana tepki verecektir. Aklınızı rahatlıkla kandırabilirsiniz. Bedeninizi kandırmak içinse kırk fırın ekmek yemeniz gerekir. Beden yalanı anında saptar.

Sahnede bir kavanoz açarak ya da örgü örerek yarattığınız gerçek izleyicinin size inanacağı biçimde değildir, sizin kendinize inanacağınız biçimdedir. Oyunculuk, kendiniz ikna olduğunuzda içten ve sahici olur. Gerçekçiliğin esaslarından biri de budur, son derece sıradan şeyler yapılmak suretiyle başarılır.

Şu basit aksiyonları prova edin: Ayakkabınızdan hayali bir çamuru temizleyin, var olan eteğinizden ya da pantolonunuzdan hayali bir tüyü çekin. Elinizde tutkal varmışçasına, bir defada bir elinizi yıkayarak her parmağın o hayali tutkaldan temizlenip temizlenmediğine bakın. Kassal belleğin duyum ­ sal gerçeğini öğrenin.

(Stella Adler - Aktörlük Sanatı adlı eserinden alınıştır.)

milli-eğitim-bakanlığı

©2016 Replik Sanat Eğitimleri Kurumu ® Her hakkı saklıdır.

Bize Ulasin